Perşembe, Mayıs 26, 2016

Oh my friend I'll meet you somewhere between the desert and the sea

Sabah 11 gibi uyanıyorum. 11 ay boyunca dersleri akşam olmasına rağmen sürekli geç uyanmaya alışmayan genç kadının üstünde böyle değişik bir etki bırakıyor o ev. Aslında birçok şey berbat: çok küçük olmasa da daha önce hep bir kişiye kiralanan odada iki kişi kalıyoruz, tavanın farklı yerlerini mesken tutmuş, canlıların her türüne olan sevgi ve saygımızdan öldüremediğimiz & korktuğumuz için de alıp dışarı atamadığımız örümceklerle beraber yaşıyoruz (birine Shelob ismini verdik, akşam eve gelip odamıza her girişimizde ona selam veriyoruz, acaba onunla konuştuğumuzu hiç anlamış mıydı?), birimiz mutfak tezgahının üzerinde, diğerimiz minicik çalışma masasının üzerinde çalışıyoruz, alanımız çok dar, ya yatıyoruz ya sandalye tepesindeyiz, sürekli kahve içiyoruz (bazen çay da içiyoruz, abartmayayım), sürekli atıştırma peşindeyiz, dolabımız boşsa akşamın bir vakti bile olsa üşenmeyip o 7-8 dakikalık yolu yürüyüp markete gidiyoruz, örneğin bir keresinde markette gözümüze dondurma çarpmıştı da bir kutu cornetto'ya benzeyen dondurmalardan almıştık, akşam birer tane yemiştik, sonra ben tam yatağa girip uyumaya niyetlenmişken aniden canım bir dondurma daha çekmişti ve kalkıp yemiştim o dondurmayı, ne güzel akşamdı o akşam, bak işte demiştim bir kere yazmaya başlasam gerisi gelecek diye, niyeyse haftalardır bugünü bekliyormuşum, ne saçma, hah sonra banyo çok küçük, saçımı tararken bile kolum oraya buraya çarpabiliyor, evde bir sürü insan geziyor, bazen gürültü de yapıyorlar, yine de aralarında güzel sohbeti olanlar var, buradaki ortak sorunlardan konuşuyoruz, İngilizce konuşmayı çok sevdiğim & yabancı insanları tanımaya çalışmaya bayıldığım için bu güzel bir şey, Her akşam dönerken evimizin sokağına girmeden önce köşede gördüğümüz evin turunculu siyahlı kedisi bazen bahçeden çıkmış sokakta geziyor oluyor, biz de onu seviyoruz tabii. Kedi ya da köpek gördüğümüzde kendimizi tutamıyoruz. Hayvanlar çok güzel çünkü. İnsanlar değil. Ben de değilim. Neredeyse bütün evlatlar gibi anne-babamı geçmişte üzdüm mutlaka. Diğer insanlara kasıtlı ya da kasıtsız yaptığım kötülüklerse umurumda değil, bu noktada bu cümleyi bitirip minik bir nokta koymayı, derdimi upuzun paragraflarla yazarak anlatmaktan daha uygun buluyorum.

*


Bir kedinin ölümü beni çok yaralıyor. Bir kedinin ölümüne bizzat tanık olmak beni çok yaralıyor. Doğduğundan itibaren tanıdığım bir kedinin ölüm anında yalnız olduğunu öğrenmek beni çok yaralıyor. Çocuğunuz doğdu; o sizin için dünyanın en güzel insanı, en sevimli, en zeki çocuğu, değil mi? En önemlisi de bebekken sadece sizin için değil, tüm insanlık için dünyanın en masum canlılarından biri o. Çünkü daha iyiliği, kötülüğü bilmiyor. Kalbi bir gıdım bile kirlenmemiş. Kıskanmak, kin tutmak, zarar vermek; bunların hiçbirinden haberi yok. Doğası ne gerektiriyorsa onu yapıyor, anne-babasının ona karşı tutumuna, onu yetiştiriş biçimine göre kişiliği yavaş yavaş oturuyor, arada bir huyları değişiyor, kendini bulmaya başlıyor. Bu masum dönem ne kadar sürüyor bilmiyorum, bir noktadan sonra hepimizin içinde kötülük tohumları yeşermeye başlıyor. Kendinizi o kadar yüceltmeyin, sizin de içinizde kötülük var. Herkesin içinde var. İnsan denen canlı türü böyle olmak zorunda herhalde, ya da evrimimizin sonu iğrenç bir noktaya vardı, o kadarını bilemiyorum. Asıl söylemek istediğim şu: O karanlık küçük ya da büyük her insanda var ama sizin çocuğunuz sizin için bebekken de, 5 yaşında da, 25 yaşında da melek. Kimse bunu değiştiremez. O dünyanın en iyi niyetli insanı. Kalbi hep temiz. Asla kötülük düşünemez. Çok masum. Evet... Şimdi ömrünüz boyunca görüp görebileceğiniz tüm kedilerin (bu durum sadece onlarla sınırlı değil tabii ama ben şu an konumuz onlar olduğu için böyle yazıyorum, hayvanlar aleminin diğer üyeleri lütfen alınmasın) GERÇEKTEN DE yüzde yüz masum canlılar olduğunu hatırlayın. Biri ona zarar vermediği sürece asla başkasına zarar vermez. Sadece doğasında kuş, böcek, sinek yemek olduğu ve doğanın belli bir düzeni olduğu için başka canlıları öldürürler. İnsanlar birbirlerini keyifleri ya da çıkarları için öldürürler; hem de bir insanı bitirmek için bedenen ölmesi de gerekmez - bence birinin ruhunu öldürdüyseniz zaten bedeni de pek yaşıyor sayılmaz, ki bu en acı verici işkence biçimi olabilir. Neyse, şunu diyecektim; sen dünyaya geliyor, her yeri kendi yaşam alanın belirliyor, kendi keyfin için gezegenin doğasını altüst ediyorsun, oturup sessiz sakin yaşamak varken kendi cinsinin diğer üyelerini topluca öldürmek ya da yaşamayı seçmedikleri, sadece dünyaya geldikleri yerden kovmak, "Burası da benim," diyerek gücün adeta damarlarında aktığını hissetmek, birilerinden üstün olmak istiyorsun ve onlar sana karşı çıkınca çareyi hayatlarına son vermekte buluyorsun ve buna kahramanlık diyorsun, farklı olan her şeye ama her şeye alerjin var, herkes aynı olmak zorunda, her kadın bir erkekle evlenmeli, herkes aynı dine mensup olmalı, kendi ırkından olmayan herkesten nefret ediyorsun, gerçekçi düşler kurmayan insanları deli diye yaftalayıp dışlıyorsun, kendinden olmayan hiç kimsenin annesi, babası, kardeşi, eşi, sevgilisi, çocuğu umurunda değil, en doğru, en iyi, en bilge insan sen ve senin gibiler, diğerlerinin hiçbir işe yaradığı yok. Yüzde doksanı bu düşüncelere ve inanışlara sahip olan bir canlı türünün karşılaştığım her üyesine; "Belki bu o yüzde doksanlık kesimden değildir," diye düşünerek saygı duyamıyorum, dur bunun üzerine biraz daha düşüneyim, evet, ve bu umurumda değil! İşte bu yüzden hayvanların insanlardan daha güzel, daha iyi, daha yüce canlılar olduklarına inanıyorum, hiç tanımadığım bir kediyi hiç tanımadığım bir insandan daha çok seviyorum, bir kedi öleceğine sevdiklerimin dışında bir insan ölsün diyebiliyorum (sevgi, yargıları değiştiriyor ve bunun için yapacak bir şeyim yok, çoğu insan görünümlü canlının aksine ben insanım çünkü), sokakta yürürken bir kedi gördüğümde eğer benden kaçmazsa (ki bunun da sorumlusu o yüzde doksanın içine giren insanlar) mutlaka selam verip onu seviyorum ama tanıdığım bir insanı bile gördüğümde selam veresim, konuşasım, iyi günler dileyesim gelmiyor, çünkü sevmiyorum sizi, SEV-Mİ-YO-RUM, yüzde doksanınızı sevmiyorum, o yüzde ona girenlerle de karşılaşacağımı sanmıyorum, karşılaşsam da bu saatten sonra pek bir önemi olmayacak çünkü herkese aynı şekilde davranıyorum - çünkü potansiyel tecavüzcü, hırsız, katil, hayvan düşmanısınız. Bir insanın bir kediye işkence çektirdiğini, bilerek zarar vermeye kalkıştığını, onları öldürdüğünü hayatım boyunca yüzlerce kez gördüm, ama bir kedinin bir insana bunları yaptığını bir kez bile görmedim ve sürekli "Kediler çok nankör, o yüzden hiç sevmiyorum" diyorsunuz, kedi en fazla verdiğiniz yemeği yiyip sizi tırmalar (ki niye tırmalamasın, ona ters gelen bir şey yapmışsınızdır, sırf kötülük olsun diye tırmaladığını nereden biliyorsunuz), peki insanlar? Hiç nankör insan görmediniz mi? İyilik yaptığınız, yardım ettiğiniz biri size bile isteye size kötülük yapmadı mı? Kaç tane nankör kedi tanıdınız, kaç tane nankör insan tanıdınız? Kendi türünüzün dışındaki canlılara saygınız olmadığı için saçma sapan önyargılara kapılıp bu hayvanları nankör diye etiketliyor olmayasınız? Kedi masum, kedi derdini sizin anlayabileceğiniz biçimde anlatamıyor, kedi her gün dışarıda yemek ve su bulmaya çalışıyor, bazı günler hiçbir şey bulamayabilir, hastalanabilir, sessiz sedasız, çok acı çekerek, ne olduğunu anlayamadan ölebilir. Sizin nankör dediğiniz, tekmelediğiniz, eğlence olsun diye işkence çektirdiğiniz canlılar her gün böyle bir hayat yaşıyorlar. Kahpe insanın biri, o kedilerin yemek arayıp bulduğu çöp tenekesine düşüncesizce zararlı maddeler atıyor örneğin, sonra o masum, zararsız, savunmasız kedi zehirlenip kim bilir ne dayanılmaz acılar çekerek ölüyor. Senin niye umurunda olsun ki, boğazından aşağı deterjan dökülmedikten sonra sana ne canım... Arkasından ağlayıp bahçeye gömdükten sonra mezar taşı hazırlamam komik bile geliyordur sana. E iyi, allah belanı versin o zaman ne diyeyim.

Her kedi ölümünde tanrıya kızgınlığım bir kat daha artıyor. Hani "hayırlısı" lafımız var ya, çok da severim, başıma gelen her kötü olayın beni öncekinden daha iyi ya da rahat bir evreye götüreceğine inanırım, bir şey olmuyorsa olduğunda daha kötü bir durumda bulunacağım için olmuyordur, ileriyi ben göremem çünkü. Bunlar hep tamam. Anladım. Peki kedilerimi neden öldürüyorsun? Diğer kedileri neden öldürüyorsun? Tamam hepsi sonsuza kadar yaşayamaz biliyorum da, bari yaşlanıp ölsünler, bari çok acı çekmesinler; bu dünyada hiçbir şey adil değil ama bari onlar için azıcık adil olsaydı. Neden değil? Olsaydı ne olurdu? Buradan çıkaracağım ders ne? Şu an benden yana tek sonuç her geçen gün insanlardan daha çok nefret eden birine dönüşmüş olmak ve artık sana kızmaya başlamak.

Ruhlarını bir yerlerde toplar mısın? Zaten boka çevirdik dünyayı, burası onlar için de uygun değil de, bir şekilde gelmişler işte buraya, bu kadar acı çekmeselerdi keşke. Lütfen bir yerlerde bir kedi cenneti falan olsun. Ben çok seviyordum onları, bunu biliyorlardı muhtemelen, elimde olsa onların yerine ben 7-8 kez ölürdüm, bunu da bilmelerini sağlar mısın? Bir de lütfen sana daha fazla kızmama neden olacak bir şey olmasın çünkü o durumda kaybolur giderim. Teşekkürler.