Salı, Aralık 02, 2014

The Hobbit World Premiere: One Last Time

Size bu yazıyı I See Fire dinleyerek ve ağlayarak yazıyorum.


World Premiere'inin Londra'da olacağını öğrendiğimiz dakikadan itibaren; "Evet, gidiyoruz" demeye ve kendimizi işin heyecanına kaptırmaya başlamıştık. Normalde, o gün sabahtan gidip akşam dönecektik. Fakat sadece 1500 adet bilekliğin önceki gün dağıtılacağını ve bilekliği olmayanların alana alınıp alınmayacağının belli olmadığını öğrenince, son bir kez, son bir kez bir fedakarlık yapıp önceden gidelim, ne olursa olsun o gece Londra'da kalıp sabah alana içimiz rahat gidelim dedik. İyi ki öyle demişiz.

Christina'yla beraber her şeyi ayarladık, pazar sabahı 9'da yola çıktık. Normalde bileklikler 12'den sonra, Leicester Square'de dağıtılacaktı fakat biz 11.20 civarlarında oraya vardığımızda sıra çoktan oluşmuş, bileklikler dağıtılmaya başlanmıştı, haliyle üzüldük, ya bize sıra geldiğinde bileklikler biter de alamazsak gibi olumsuz düşünmeye başladık. Fakat yine de benim içimden bir ses her şey yolunda gidecek diyordu, çünkü ilk kez ve son kez bir Orta-dünya premiere'i yanıbaşımda gerçekleşecekti, aksilik çıkamazdı, çıkmamalıydı.

Çıkmadı da. Sırada beklerken yanımıza Fransız bir kız geldi valiziyle. "Yanınızda durabilir miyim?" dedi, Christina'ya şöyle bir baktım, "Bilmiyorum, durabilirsin sanırım," dedim, o sırada muhabbet etmeye başladık. Paris'ten sırf bunun için gelmişti, hatta yeni gelmişti. Dünyanın her ülkesinden ne kadar çok insanın Orta-dünya'yı böylesine sevdiğini tekrar görünce içim cız etti. Son bir kez, son bir kez.

Sıra nihayet bize geldiğinde daha çok bileklik vardı, dolayısıyla biz de üzerinde 967, 968, 969 yazan bilekliklerimizi aldık, neşeyle oradan oraya yürüdük ne yapacağımızı bilemeyerek. Sonra beraber bir öğle yemeği yiyelim dedik çünkü 11 çayını kaçırmıştık (Bir süredir hobbit gibi yaşamaya çalışıyoruz). Güzel bir yere oturduk, sohbetimiz de aldı başını gitti. Dünyanın farklı yerlerinden Tolkien aşıklarıyla sohbet etmek o kadar güzel ki.

Burada araya müzik giriyor, çünkü baya baya ağlıyorum.
And if we should die tonight, we should all die together -

Of. Neyse, daha sonra Fransızla yollarımız ayrıldı, o arkadaşıyla buluşmaya gitti, biz de Baker Street'e ve Madame Tussauds'a doğru yola çıktık. Bunlar hep başka bir Cambridge Günlüğü yazısı konusu.

***

Ertesi gün saat 8'de Christina da ben de ayaktaydık, hemen hazırlanıp yola çıktık, ve iki gün boyunca metroda yönümüzü kestirmeye çalışmaktan helak olduk, bu kadar büyük ve kalabalık şehir mi olur arkadaşlar, çok seviyorum ama orada hayatımın sonuna kadar yaşayamam sanırım. Leicester Square'in Costa'sında kahvaltımızı yaptık, kahvemizi içtik, o sırada arka masamızdaki Almanlardan birinin elf kulağıyla uğraştığını gördük, aklıma hemen Gamze geldi. :) Hatta fotoğrafını çekip ona da gönderdim. En güzel anlardan biri buydu sanırım. Sadece o gün için Orta-dünyalılaşmak. Son bir kez.

Dışarıda çalışmalar devam ediyordu, biz de neler oluyor bir bakmak için saat 9.30'da Costa'dan ayrıldık. Bir kuyruğa denk geldik o sırada, bilekliklerimize bakıp; "Siz diğer taraftasınız," dediler, hemen karşı taraftaki kuyruğa geçtik. Orada sevgili Fransız arkadaşımızı gördük, bilekliklerimizdeki sayılar art arda olduğu için onun yanına geçtik. O sırada Lady Galadriel geldi...


O kadar güzel, o kadar tatlı bir insandı ki. Hemen aramıza aldık onu, sürekli; "Üşümüyor musun böyle, üstüne bir şeyler verelim mi?" diyen bize katlandı, fotoğraf çekilmek isteyenlere hiç bıkmadan poz verdi, konuşmak isteyen herkesle konuştu. Hatta annesiyle gezen ve Hobbit'in ne olduğunu bile muhtemelen bilmeyen küçücük bir kız çocuğu, durup onu izlemek istemiş, prenses sanmış. Böyle bir tatlılık var mı?


Fransızımızın iki İspanyol arkadaşıyla tanıştık sonra. 6 saat ayakta, bir kuyrukta bekletilince sohbet çok değerli oluyor. Sırf çantalarımızı yere koyup üstlerine bağdaş kurarak oturup sohbet ettik o 6 saat boyunca. Herkes, ama herkes Tolkien aşığıydı, herkes öncelikle o güzel adama tapıyordu, herkes kitapları ya çocukluğunda ya da LOTR'dan sonra okumuş, hatta hatmetmişti, sürekli replikler üzerinden konuştuk, bir ara LOTR'un giriş kısmını ezberden okudum, beni dinlediler, çünkü onlar da Orta-dünya'yla ilgili her şeyi çok seviyorlardı, çünkü onlar da sadece bir film için değil, Tolkien'ın Orta-dünyasına yeniden gidebilmek için oradalardı. Son bir kez.

Ve sonra, cennete gittik... Sanırım en az yarım saat boyunca da oradaydık. Cennetimiz:

video

Sırt çantamın üzerinde otururken, ellerim titreyerek kindle'ımı tutmaya çalıştım ve kitap okudum... Hiç unutmayacağım.

Altı saatlik bekleyişin sonunda herkesi içeri almaya başladılar. İçeri girerken, yerimize giderken sürekli; "Bu gerçekten oluyor, bu gerçekten oluyor" demekten kendimi alamadım. Orta-dünya'nın son filminin premiere'indeydim ve birkaç saat sonra her şey başlayacaktı. Hislerimi anlatabileceğim bir sözcük yok.

Daha fazla yazamıyorum, gözlerim acıyor. Röportaj yapılırken PJ'in ağzından; "Bu son değil" cümlesini duymayı çok istedim, olmadı. Her ne kadar ona çok sinirli olsam da (yaptığı tüm değişiklikler için, Tom Bombadil için, Tauriel için) en nihayetinde Orta-dünya'yı kitap sayfalarından beyazperdeye taşımak gerçekten yürek ister, bunu herkes yapamazdı, Peter Jackson adında bir adam yaptı. Şimdilik son bir kez yaptı ama belli olmaz, belki başka biri Silmarillion'ı çeker. Bilemeyiz. Belki 50 yaşına gelmiş oluruz o zaman, her gün kapımızın önüne çıkıp Gandalf geliyor mu diye bakıyor falan oluruz. Kim bilir. Belki bu son bir kez değildir.

Tüm bunları mümkün kılan adam, o taptığım, çok sevdiğim, hiçbir "yazar" ile karşılaştıramadığım, o fantastik edebiyatın tanrısı olan adam. Dün gece herkese; "Keşke Tolkien şu an burada olabilseydi," dedim, herkesin gözleri doldu, çünkü o olmasaydı hayatımızın geri kalanını geçirmek istediğimiz tek yer olan Orta-dünya asla var olmamış olacaktı. Düşüncesi bile ürpertiyor insanı. İyi ki doğmuşsun, iyi ki kendini yazmaya, Orta-dünya'na adamışsın; iyi ki vardın taptığım adam.

6 uruk-hai öldürdü:

Tuxedo dedi ki...

Aman Tanrım!
Sizi ne kadar kıskandığımı şu an sözlere dökemiyorum... O.O

Bende 17 sinde ilk seansta izleyeceğim hıh! :D

Sam Scarlet dedi ki...

Hehehe harikaydı gerçekten :)

Filmi izleyeceğimiz gün keşke hiç gelmese de bitmese bu macera!

Sycorox dedi ki...

Öyle güzel yazmışsın ki gitmiş kadar olduk <3

Ve elf kulağı ile uğraşan kızın fotoğrafı bombaydı gerçekten ehehe aklına oralarda gelmem ayrı bir güzel.

İyi ki gittin ya hepimizin yerine gördün ^^

Sam Scarlet dedi ki...

Hepiniz için oradaydım <3

drwilldone dedi ki...

Orta dünyada varolma isteğini ne güzel anlatmışsın, bu duyguyu dünyanın sadece bir kısmının paylaşıyor olması ne değişik. İnsan hayatında sadece bir kezböyle bir deneyim yaşar, ve sen bunu yaşadın, çok kıskanılası, ama çok da güzel anlatmışsın, hele de ellerinin titremesi sevincini, heyacanını gözler önüne seriyor zaten. Orada olmana çok çok sevindim :)

Sam Scarlet dedi ki...

Hem sevinçten, hem heyecandan ağladık hepimiz o gün. Duygularımızı başka türlü dışa vuramadık. :) Çok güzeldi aynı eşsiz duyguları yaşayan insanlarla olmak. Teşekkür ediyorum ayrıca güzel sözlerin için. <3 :)