Cumartesi, Mart 02, 2013

Aslında bir konu vardı.

Bir de üstlerine anılar yapışmış şarkılar vardı ki allah onların belasını versindi. Nasıl olsa yapıştıkları yerlerden çıkmayacaklar diye bir daha dinlenmezlerdi. Gün gelir devran döner her şey unutuldu sanılırdı ama o şarkılardan biri ya da birkaçının melodisi kulağa çalındığında insanın aklına gelen tek şey "ben kimim ki geçmişten kaçayım" olurdu-çünkü kalbinle sevmiş, ruhunu vermiş, cümleleri beynine yazmıştın-tam olarak neyden, nereye kaçıyordun ki. Her güzellik bitip (o kadar güzelse nasıl bitiyor bilmiyoruz) acısı çıkmaya başladığında benliğimizin bir kısmı kopup başka yerlere gitse-olanları hiç bilmeden yenilenen oyun gibi başlasaydı başka bir yolda yürümeye-nasıl olurdu-kaç parçaya bölünürdük? Ya da hangi parçamız en mutlu olmuşsa onunla devam etseydik olmaz mıydı. Birden çok seçeneğimiz olsaydı, keşke birden çok seçeneğimiz olsaydı. Bütün kelebeklerin kanatlarına lanet olsundu çünkü "şöyle yaparsan oraya gidersin oraya gidersen şu olur şu olursa bu olmaz" falan demiyorlardı ve biz nerede en kötü seçenek varsa onu seçip kendi yolumuzu mahvediyorduk. Üç buçuk dakikalık olsun dört dakikalık olsun-melodilerin de melodilerin silemediği mesafelerin de aslında hiçbir zaman olmamış mesafelerin de allah belasını versindi-birkaç güzel ruhlu ama muhtemelen kötü şeyler yaşamış insanın "nerede yanlış yaptım halbuki ilk başta güzeldim" temalı şarkılarına, bunca salt sana ait duyguyu, anıyı, güzel sandığın her şeyi nasıl sığdırabilmiştin sen. Neden bir şeyi sevince bütün hücrelerinle sever neden bir şeye bağlanınca bütün hücrelerinle bağlanırdın-sana fiziksel ya da ruhsal ya da düşünsel olarak tamamen bağlı olan tek varlığın kitaplarken salt "bazen" fucking special hisettirebiliyor diye işin diğer tarafını, beyazdaki siyahı iyideki kötüyü görememiştin-sen neden o kadar körleşmiştin. Kimler, neler, sonsuza kadar gökkuşağı gibi güzel kalabilecek neler vardı da sen hiçbirini görmemiştin-çünkü tüm şehir siyahtı bir tek o ve onlar mı beyazdı? Sen ise bir karadeliktin işte çünkü çok seviyordun ve her şeyi sildin-çünkü hiçbirine dünyanı açmak istemedin, olmazdı-neden kelimelerini onlarla paylaşmalıydın ki-onlar ne yapmıştı, noktanı virgülünü tanıyorlar mıydı ki? Hiç "bu senin virgülün, tanıyorum" diyen olmuş muydu sana? O güzelim yağmurlu şarkıları gidip onlara emanet ettin hiç düşünmeden çünkü düşünemiyordun çünkü hayatındaki her şeye karşı kördün-saçma bir sebepten görüş alanında olmaması gerekenleri yerden alıp göklere çıkardın ve bu küçüklüğünden beri yapmayı en sevdiğin şeydi aslında-23 sene sonunda anladın bunu. Kim bilir bir bu kadar daha yaşarsan ne saçmalıklar göreceğiz. Sorun neydi, sorun şuydu, sorun senin egondu aslında baştan beri-önemli olman gerektiğini hissediyordun-sonra önemli olmadığını gördün-ama önemli olmak zorundaydın ve bunun için her şeyi yapmalıydın-eğer sen önemliysen seninle olanlar da önemli olmalıydı-sıradan, basit, alelade olamazlardı, olmamalıydılar. Öyle basit şeyler öyle önem kazandı ki, öyle anlamsız şeyler öyle anlamlı hale gelmeye başladı ki-bir gün neler olduğunu anlamadan o kadar saçma bir rüyanın içine düştün ki. Ne yazık ki inatçıydın-ne yazık ki kendinden emindin-ne yazık ki vazgeçmek nasıl olur bilmiyordun AMA NEDEN BİLMİYORDUN! Bir şeyden vazgeçmek kaybetmek demek değildi ama bunu zor yoldan öğrendin-öğrendiğinde maraton koşup nefes nefese kalmış, yere yığılmış, işe yaramaz bir insandın. Kötülükler hep iyilikten gelir ve senin kötülüğün de vazgeçmemekten geldi-sonun vazgeçmediğin için geldi-sonun çok sevmenin yaşanması gereken bir şey olduğuna inandığın için geldi. Zorlamayacaktın, sen değildin işte, olmasan bir şey kaybetmeyecektin, belki başka şeyler kazanacaktın. Zorlamamalıydın, bu bir savaşmış gibi kazanmaya çalışmamalıydın. Sonunda bir zamanlar bütün dünyan olan her şey tersine dönecek deseler inanmazdın ama öyle olmuş bulundu işte-kim mi üzgün şimdi, kim mi pişman şimdi, kim mi işe yaramaz şimdi? Bilmiyorum çünkü gözümü kör etmiş olanların neye benzediği, birkaç şarkı bana kendi duygularımı ve yaşadıklarımı hatırlatmadığı sürece gözümün önüne gelmiyor-ve zaten Creep'i duyduğumda zihnimde anılar canlanmıyor-sadece o zamanlar hissettiklerimin bıraktığı boşlukları görüyorum AMA NEDİR. Umut etmek salakça, inanmak salakça, başkalarıyla alakalı hayaller kurmak salakça, ve o salak soyadlarını isminin yanına getirmek içlerinde en salakça olanıydı. Bir keresinde, ne zaman tekrar okusam çok beğendiğim bir hikaye yazmıştım-A Wolf at the Door'u dinleyerek yazmıştım-aslında yazabilmemin sebebi o şarkıydı-hikayeyi şarkı başlatıp şarkı devam ettirmişti ve bitirilmek istememişti bile-ama eninde sonunda o adamla o kadın benim görüş alanımdan çıkacaklardı çünkü too good to be true'lardı ve buraya ait değillerdi. Aynı şarkıyı dinleyerek bunu yazdım ama nasıl o hikaye katıldığı yarışmayı kazanamadıysa bu yazdığımın da bir halt olacağı yok.

Bu arada 2 sene boyunca bütün duygularımı yazdığım blogları yazıları vs.leri tamamen sildim, kapattım, uzaklaştırdım, baya uzun zaman önce yaptım bunu ve geçmiş uçup gitmiş zaten-sadece bazı kalp atışları melodilerin arasına karışmış. Bana bunları yazdıran da Thom Yorke'tu hep, hayatı boyunca çirkin hissedip bir konserde Creep'i söylerken sözleri "I want a perfect body so I can look good next to you" olarak değiştiren muhteşem müzisyen. Bahsettiği "fucking special" her kim idiyse aslında o creep ya da weirdo bile değil, bambaşka işe yaramaz saçma sapan biri işte-uzayın boşluğunda amaçsızca gezinen renksiz bir balon gibi.
Asıl fucking special olan Thom. Hissedememiş ve o sözleri yazmış sadece. Sözler doğru değil. Olaylar öyle değil. Ben hissettim çünkü-kusarak, cam kırıklarını eline ayağına batırarak, kalbini en uzağa fırlatıp atarak, çok büyük bir marifetmiş gibi "vazgeçmeden" seven bendim çünkü. Bir de cam kırıkları sözünü çok uzaklardan bana hatırlatan başka bir müzisyen belki. O da hissettiği için biliyorum, bildiğini biliyorum. Belki sizin bile bilmediğiniz şeyleri biliyorum.
Sizin bilmediğiniz birkaç şey daha biliyorum ama onlar buraya kadar anlattıklarım gibi can sıkıcı iç kemirici bitmiş gitmiş dangalakça şeyler değil. Gökkuşağı gibi insanlar, canım insanlar, noktamı virgülümü paylaştığım insanlar vardı-şarkıların hatırlattıkları gibi değil ama yine çok silik şeylerden bahsediyorduk biz onlarla.
Kendimize yalan söylüyorduk, bu yalanlara inanmış gibi yapıyorduk, sonra gerçekten de inanıyorduk. Yalanlarımız beyaz mıydı pembe miydi yoksa aslında bunun hiç önemi yok muydu onu da bilmiyorduk-bugün güzel yalanlara bir saat, belki iki saat inanmıştım ben-güzeldi, sonra geçti. Çünkü körleşmemek için-salakça şeyler yaşamamak için-yeni şarkılara yeni anılar ya da yeni duygular eklememek için-soyadlarıyla uğraşmamak için öyle yapmak lazımdı. Artık hep öyle yapılabilirdi-herkes mutlu mesut ayrılırdı KAFAMIN İÇİNDEN. Kafamın içinde bulunan gökkuşaklarının bundan haberi bile olmazdı. Olmasındı. Zaten yalanlar söyleyip inansam da inanmasam da, bitse de bitmese de, son tam da buraya gelecekti, karadelik değil miydin yutardın bütün yalanları da-sonradan hiçbirini de hatırlamazdın-bir şey yaşanmazsa duygu da olmazdı anı da, ölen de yaralanan da olmazdı. Sonunda sevdiğin herkesi özgür bırakır arkanı döner çeker giderdin. Çekip gitme hakkı artık hep sendeydi. 
Bir kere o kadar sevip vazgeçmeyip olduğun yerde durunca bir daha hiç kimse hiçbir şey söylemeden gitmene bir şey diyemezdi.
Sen zaten denemiştin.
Bir sürü insana binlerce şans vermiştin.
Sen güzeldin kadınlar berbat.
Bir sandalye çekip otursunlar, mumları yaksınlar istedin, onlarsa sana çok acı çektirdiler.
Hiçbir şey değişmeyecek,
Onlar asla yanında olmayacak,
Çünkü sen denedin ama onlar denemedi.

9 uruk-hai öldürdü:

E.D dedi ki...

Teşekkür ederim yazdığın için bunu. Okurken senin şarkılarını dinlemedim bana çağrıştırdıklarını açtım.
http://www.youtube.com/watch?v=IrKCA7rofhI
çıktı geldi uzun zaman sonra kelimeler ve cümleler üretmeye veya kusmaya iterdi bu şarkı, kıpırdama hissettim bir yerlerde. iyi oldu sağol.

Selin dedi ki...

Seviyorum seni! Okuduğum yazının üstüne söylemek istediğim tek şey bu.

Sam Scarlet dedi ki...

Selin asıl ben seni çok çok çok seviyorum :)

kayıkçı dedi ki...

hayır, son gelmedi henüz.

ne zaman tekrar okusan çok beğendiğin hikayen nerede?

Sam Scarlet dedi ki...

buraya koyamam onu.

kayıkçı dedi ki...

nerden nasıl okunabilir peki?

kayıkçı dedi ki...

takipteyim,

ayrıca romanın için de canını sıkmasan ne iyi olur. iyi yayınevlerinin huyu maalesef, uzun zaman bekletmek ve sonunda da olumsuz bir yanıtla dönmek. yayınlanmaya değer bulunanlara bakınca da buna bir anlam bulamamak. ama bir çıkış yolu oluyor muhakkak, hatta yüzde yüz eminim, duru bir şekilde, istifini bozmadan kitap yayımlatmanın mümkün olduğundan.

Sam Scarlet dedi ki...

kitap için cevap beklemekten o kadar sıkıldım ve sen de öyle iyi bi zamanda bana o eski hikayeyi hatırlattın ki, dayanamayıp koyacağım blog'a bu akşam. teşekkür ederim.

kayıkçı dedi ki...

birkaç zamandır beklediğim bu yazıyı düşündükçe beni iyi bir öykünün beklediğini biliyordum. kendi adıma bir de bu yüzden teşekkür ederim.