Cumartesi, Ekim 27, 2012

O golden lotus, o Lady Lazarus.

Daha önce hiç, bundan yıllar evvel ölmüş bir yazarın ya da şairin kendi eserini okuduğu kaydı dinleyerek uyudunuz mu bilemem, onun şiirlerini okuyup son ya da sondan bir önceki satırda kendinizi bulup hıçkırıklarınızı tutamadan ağladınız mı, hele onu hiç bilemem.

Bu gece bildiğim tek bir şey var: Bu kadınla ilgili hislerimi kelimelere dökerek anlatamam, çünkü sevdiğim her yazar hakkında "Bir gün karşılaşsak naparım" düşüncesine cevap olarak sayfalarca yazabileceğim koca diyaloglar varken, Sylvia'yla karşılaşsam tek kelime bile edemeyeceğimi biliyorum.

Ben aynanın karşısına geçip kendimle de konuşamam, ya yetersizliğimi ya da aidiyetsizliğimi ortaya çıkarmaktan korkarım, mevcut farkındalığımı fersahlarca aşıp aklımı gerçekten kaybetmekten korkarım.

Bazıları her şeyi reddeder, ona verilmiş olan hayatı bile.

Ve diğer bazıları da dünyadaki en basit şey olan sevgiyi bile anlamayıp her şeyi yıkar geçer, acımaz kendine bile.

Bugün her on yılda bir intihar edip sonuncusunda buradan gitmeyi başaran Sylvia Plath'ın doğum günü. İyi ki yaşadın.