Çarşamba, Haziran 22, 2011

Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?

Hayatta çok ciddi şeyler oluyor.

Bugün yaz okulu için bankada kuyruktayken çok kötü bir şey oldu. Ben halamla oturmuş sıramı bekliyordum. Bir adamcağız da gişelerin birinde işini hallediyordu, arkası bize dönüktü, pek yakın değildik. Ben etrafa öyle anlamsız anlamsız bakarken birden söz konusu adam kendini yere sırt üstü bırakıverdi. Yani bırakıverdi değil, düştü. Kafası yere öyle bir çarptı, öyle bir ses çıktı ki, dedim ki kesin kafası kırıldı, öldü adam. O görüntü hala aklımda, silemiyorum bir türlü. Çünkü tam olarak yere düştüğünde, başına takmış olduğu güneş gözlüğü ve elindeki cüzdan farklı yerlere fırlayıverdi. O an aklımdan binlerce düşünce geçti. Bu daha çok filmlerde gördüğümüz sahneler gibiydi belki ama aslında hayatta böyle şeyler oluyor. Bunlar gerçek. Bunlar doğal şeyler. İnsanlar doğuyor, yaşıyor, kaza geçiriyor, hasta oluyor, sağlıklarını kaybedebiliyor, ve doğal bir şekilde, ölüyorlar. Bu seneye kadar yakınımda, tanıdığım, zaman geçirdiğim, çok sevdiğim bir insanın ölümüne tanık olmamış olduğum için bilmiyordum, uzaktı bana. Ama aslında sandığımızdan daha yakında. Her gün yürüdüğümüz sokaklarda değişik insanların rol aldığı binlerce dram oynanıyor, ve sinemalarda oynayan filmler, tiyatrolarda oynanan oyunlar çok da farklı değil yaşadıklarımızdan. O adam orada yatar, insanlar etrafına toplanmış yardım etmeye çalışır, banka görevlileri ambulans çağırırken, aklımdan o adamın da bizim gibi bir insan olduğu, bizim gibi bir hayatı olduğu, bizimki gibi bir iş için bankaya geldiği, bir aileye, anneye, babaya sahip olduğu, belki bir eşe, bir çocuğa sahip olduğu geçti. Şimdi bu adam burada ölse, yakınları bunu öğrendiğinde ne kadar üzülecekler, mahvolacaklar; halbuki o sadece bankaya para yatırmaya gelmişti. Sadece para yatırıyordu.

Zaten moralim bozuktu bankaya geldiğimde. Bu olay üzerine gözlerim sürekli dolup taşmaya başladı. Yerimden kalkıp adamın yanına gidemedim, gitmedim. Halam hemşire olduğundan bir müddet sonra oraya doğru gitti, adamın kendine gelmesine yardımcı oldu, bense çok sonra gittim. Gözlerini açmıştı, etrafındaki insanlar iyi olup olmadığını soruyordu ama o cevap veremiyordu. Anlamsızca etrafına bakıyordu, ne başını evet anlamında sallayabiliyor ne de gözleriyle bir şeyler anlatabiliyordu. Donmuş gibiydi, neler olduğunu anlamamış gibi. Daha fazla duramadım orada. Durursam, acıyor olmasam da acırmış gibi görünecektim ve bu hoş değildi. Zaten sıra da bana gelmek üzereydi. Gidip işimi hallettim. O sırada adamı kaldırıp bir yere oturttular. Yüzüne en son baktığımda gözleri hala anlamsızdı. Belki biraz öfkeli. Öyle bir yerde öyle bir olay yaşadığı için.

Ama hayat aynen filmlerde olduğu gibi işliyor.