Pazar, Aralık 18, 2011

I want to hold your hand.



-The Beatles.
+What about them?
-This. Look, other bands, they want to make it about sex or pain, but you know, The Beatles, they had it all figured out, okay? "I Want to Hold Your Hand." The first single. It's effing brilliant, right? That's what everybody wants, Nicky. They don't want a twenty-four-hour hump sesh, they don't want to be married to you for a hundred years. They just want to hold your hand.

Cumartesi, Aralık 10, 2011

Orijinalinden iyi olan coverlar.


it doesn't hurt me.
do you want to feel how it feels?
do you want to know that it doesn't hurt me?

Pazartesi, Kasım 28, 2011

Ellerine düştüğü şarkılardan kurtulmak için hiçbir şey yapmayan insanlardanım.

Pazar, Kasım 27, 2011

Bazı şarkılar insanın ruhunu ele geçirsin diye besteleniyor. Çok ayıp oluyor. Hepsini imha etmek istiyorum.

Diyorum da yalancının önde gideniyim. Ben bir adet bağımlıyım.

Pazar, Ekim 30, 2011

"If you don't stand for something, you will fall for anything"

Perşembe, Ağustos 04, 2011

"I know what it's like to want to die. How it hurts to smile. How you try to fit in but you can't. How you hurt yourself on the outside to try to kill the thing on the inside."

Pazar, Temmuz 17, 2011

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra.

Yıkıldım, bölündüm, parçalandım; gelip baksanız halime, bu odanın her yerinde parçalarımı görebilirsiniz.

Topu topu 136 tane sayfa. Topu topu bir ana hikaye etrafında dönen birkaç hikaye. Topu topu bir senaryo, topu topu bir hikaye. Topu topu Barış Bıçakçı adında güzel bir adamın yazdığı, tek mısralık bir şiir hissi yaratan ada sahip bir roman. Topu topu bir roman, değil mi?

" 'Ne yapmalıydım,' diye fısıldadı Başak. 'Aranıza mı karışmalıydım?' Fısıltısı camda şekilsiz bir buğu olarak kaldı, sonra da kayboldu.

(...)

'Ben hep bir şarkının ellerindeydim,' diye fısıldadı Başak, 'bu yüzden aranıza karışamadım.' "

Peki bu satırların gerçekliğini kim, ne şekilde inkar edebilecek?

Ah Başak. Ah Bıçakçı, ah.

Çarşamba, Haziran 22, 2011

Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?

Hayatta çok ciddi şeyler oluyor.

Bugün yaz okulu için bankada kuyruktayken çok kötü bir şey oldu. Ben halamla oturmuş sıramı bekliyordum. Bir adamcağız da gişelerin birinde işini hallediyordu, arkası bize dönüktü, pek yakın değildik. Ben etrafa öyle anlamsız anlamsız bakarken birden söz konusu adam kendini yere sırt üstü bırakıverdi. Yani bırakıverdi değil, düştü. Kafası yere öyle bir çarptı, öyle bir ses çıktı ki, dedim ki kesin kafası kırıldı, öldü adam. O görüntü hala aklımda, silemiyorum bir türlü. Çünkü tam olarak yere düştüğünde, başına takmış olduğu güneş gözlüğü ve elindeki cüzdan farklı yerlere fırlayıverdi. O an aklımdan binlerce düşünce geçti. Bu daha çok filmlerde gördüğümüz sahneler gibiydi belki ama aslında hayatta böyle şeyler oluyor. Bunlar gerçek. Bunlar doğal şeyler. İnsanlar doğuyor, yaşıyor, kaza geçiriyor, hasta oluyor, sağlıklarını kaybedebiliyor, ve doğal bir şekilde, ölüyorlar. Bu seneye kadar yakınımda, tanıdığım, zaman geçirdiğim, çok sevdiğim bir insanın ölümüne tanık olmamış olduğum için bilmiyordum, uzaktı bana. Ama aslında sandığımızdan daha yakında. Her gün yürüdüğümüz sokaklarda değişik insanların rol aldığı binlerce dram oynanıyor, ve sinemalarda oynayan filmler, tiyatrolarda oynanan oyunlar çok da farklı değil yaşadıklarımızdan. O adam orada yatar, insanlar etrafına toplanmış yardım etmeye çalışır, banka görevlileri ambulans çağırırken, aklımdan o adamın da bizim gibi bir insan olduğu, bizim gibi bir hayatı olduğu, bizimki gibi bir iş için bankaya geldiği, bir aileye, anneye, babaya sahip olduğu, belki bir eşe, bir çocuğa sahip olduğu geçti. Şimdi bu adam burada ölse, yakınları bunu öğrendiğinde ne kadar üzülecekler, mahvolacaklar; halbuki o sadece bankaya para yatırmaya gelmişti. Sadece para yatırıyordu.

Zaten moralim bozuktu bankaya geldiğimde. Bu olay üzerine gözlerim sürekli dolup taşmaya başladı. Yerimden kalkıp adamın yanına gidemedim, gitmedim. Halam hemşire olduğundan bir müddet sonra oraya doğru gitti, adamın kendine gelmesine yardımcı oldu, bense çok sonra gittim. Gözlerini açmıştı, etrafındaki insanlar iyi olup olmadığını soruyordu ama o cevap veremiyordu. Anlamsızca etrafına bakıyordu, ne başını evet anlamında sallayabiliyor ne de gözleriyle bir şeyler anlatabiliyordu. Donmuş gibiydi, neler olduğunu anlamamış gibi. Daha fazla duramadım orada. Durursam, acıyor olmasam da acırmış gibi görünecektim ve bu hoş değildi. Zaten sıra da bana gelmek üzereydi. Gidip işimi hallettim. O sırada adamı kaldırıp bir yere oturttular. Yüzüne en son baktığımda gözleri hala anlamsızdı. Belki biraz öfkeli. Öyle bir yerde öyle bir olay yaşadığı için.

Ama hayat aynen filmlerde olduğu gibi işliyor.

Salı, Mart 15, 2011

Sırça Fanus

SARSILDIM.

Senelerdir bu kitabı okumayı ertelediğim için kendime kızıyordum ama, kesinlikle tam zamanında okumuşum, resmen bu kitapla konuştum.

O kadar berbat kitaptan sonra, hem iyi geldi, hem yıktı, mahvetti beni.

" İnsanlar da tozdan ibaretti ve bütün bu toza doktorluk etmenin, insanların mutsuz ya da hasta olup uyuyamadıkları zaman anımsayıp kendilerine yineleyecekleri şiirler yazmaktan daha iyi bir şey oluşunu anlayamıyordum. "

Neden diplomayı bir kenara atıp hayatımı sadece yazarak geçirmek istediğimi benden başka, benden habersiz, ben istemeden anlatabilen güzel insan Sylvia Plath'ın önünde eğiliyorum.

Salı, Mart 08, 2011

Buradan: Mrs. Lovett

“Date a girl who reads. Date a girl who spends her money on books instead of clothes. She has problems with closet space because she has too many books. Date a girl who has a list of books she wants to read, who has had a library card since she was twelve.

Find a girl who reads. You’ll know that she does because she will always have an unread book in her bag.She’s the one lovingly looking over the shelves in the bookstore, the one who quietly cries out when she finds the book she wants. You see the weird chick sniffing the pages of an old book in a second hand book shop? That’s the reader. They can never resist smelling the pages, especially when they are yellow.

She’s the girl reading while waiting in that coffee shop down the street. If you take a peek at her mug, the non-dairy creamer is floating on top because she’s kind of engrossed already. Lost in a world of the author’s making. Sit down. She might give you a glare, as most girls who read do not like to be interrupted. Ask her if she likes the book.

Buy her another cup of coffee.


Let her know what you really think of Murakami. See if she got through the first chapter of Fellowship. Understand that if she says she understood James Joyce’s Ulysses she’s just saying that to sound intelligent. Ask her if she loves Alice or she would like to be Alice.

It’s easy to date a girl who reads. Give her books for her birthday, for Christmas and for anniversaries. Give her the gift of words, in poetry, in song. Give her Neruda, Pound, Sexton, Cummings. Let her know that you understand that words are love. Understand that she knows the difference between books and reality but by god, she’s going to try to make her life a little like her favorite book. It will never be your fault if she does.

She has to give it a shot somehow.

Lie to her. If she understands syntax, she will understand your need to lie. Behind words are other things: motivation, value, nuance, dialogue. It will not be the end of the world.

Fail her. Because a girl who reads knows that failure always leads up to the climax. Because girls who understand that all things will come to end. That you can always write a sequel. That you can begin again and again and still be the hero. That life is meant to have a villain or two.

Why be frightened of everything that you are not? Girls who read understand that people, like characters, develop. Except in the Twilightseries.

If you find a girl who reads, keep her close. When you find her up at 2 AM clutching a book to her chest and weeping, make her a cup of tea and hold her. You may lose her for a couple of hours but she will always come back to you. She’ll talk as if the characters in the book are real, because for a while, they always are.

You will propose on a hot air balloon. Or during a rock concert. Or very casually next time she’s sick. Over Skype.

You will smile so hard you will wonder why your heart hasn’t burst and bled out all over your chest yet. You will write the story of your lives, have kids with strange names and even stranger tastes. She will introduce your children to the Cat in the Hat and Aslan, maybe in the same day. You will walk the winters of your old age together and she will recite Keats under her breath while you shake the snow off your boots.

Date a girl who reads because you deserve it. You deserve a girl who can give you the most colorful life imaginable. If you can only give her monotony, and stale hours and half-baked proposals, then you’re better off alone. If you want the world and the worlds beyond it, date a girl who reads.

Or better yet, date a girl who writes.

Çarşamba, Ocak 19, 2011

To the end.

Denizi yakından izledim bugün. Dalgaların yarattığı köpükleri izledim. Küçük dalgalar bazı köpükleri bir araya getirdi, daha da büyüdüler. Bazılarını ikiye böldü, ayırdı. Ayrılanlardan bazıları daha çok büyüdü. Başkalarını bir araya getirdi yine, ama onlar beraberken küçülerek kayboldular.

Ve tüm bunlar olurken balıklar hiçbir şeyden haberdar değildi.